Edebî irfan

İlüstrasyon : Igor Morski

Bir yazıya başladığımda kullandığım bir kavramın, niçin muteber ve yaygın anlamlarından bir kaçını paylaşmak mecburiyeti hissettiğim sualini kendime tevdî ettiğimde, cevap hiç hoşuma gitmedi.
Komik bir durum. Kabul ediyorum.
Durum komik belki ancak, basit değil.
İnsan kendini kolaylıkla kandırabilir.
Eminim herkes, bir şekilde her fırsatta yapıyor bunu.
Hemen yapsak iyi olacak, yarına kalsa bir sıkıntı yaratmayacak türden işleri nâmüsait bir durum yokken yapmayıp, yapmayışımıza uydurduğumuz makul mazeretler kendimizi kandırmanın en basiti.
B.ktan bir TV dizisi, yahut bir şekerleme bu kandırmacaya masum bir mazeret olabilir.
Kendimizi kolaylıkla kandırabiliyoruz da (iknâ da diyebiliriz), kendimize yalan söyleyemiyoruz. Kendi sualimize işimize gelen bir cevap veremiyoruz.
Sadede geleyim.

Dikkatinizi çekmiştir. Yazılarımda Frenkçe kelimeler ve kavramlar kullanmıyorum. Ayrıca, başka yazar ve düşünürlerden alıntılar da yapmıyorum.
Bu durumun, entelektüelliğime yönelik bir risk taşıdığının farkındayım.
Konuşurken de öyle.

Bir arkadaşım, birikimimi hissettirmemin lehime olacağı yönünde tavsiyelerde bulunmuştu ve bolca Frenkçe kavramlar kullanmamı salık vermişti. Züppelikten hoşlanmadığımı söylemekle yetinip gülüp geçmiştim.

Her türlü riski göze alarak, siz sayın okurlarımı ilim-irfan sahibi (entelektüel demedim) olup olmadığım hususunda tereddüde düşürme ihtimaline rağmen tavrımdan taviz vermeyerek, anlaşılır bir dil kullandığım halde, üstüne bir de, ön açıklamaya girişme çabamın sebebini kendime sormam sizce de normal değil mi Allah aşkına?  🙂
Tamam, ajite ettim.
Kendime sorduğum ve aldığımda hoşuma gitmeyen cevap şu.

Sayın okuyucum,
Nihayetinde, diğer okuyucularım senin kadar engin bilgiye sahip değil, zeki değil, senin kadar akıllı olmadığı gibi, senin kadar iyi bir okuyucu da değil.
Bu sebepten naşi, anlaşılma kaygısı yaşıyorum ve işi kolaylaştırmak istiyorum.
İflâh olmaz bir anlaşılma takıntım var ve anlaşılmak istiyorum.
Anlamsız bir dilek mi bu?

Abartmayım, kasmasın, içinde malûmat da bulunsun ve kolay anlaşılır olsun istiyorum yazılarım ve birazcık da eğlenceli.
Çünkü, bir gazetenin köşe yazısından tafsilâtlı bilgi bekleyen okur da safdildir. Hiç olmasa malûmat olsunu istemeyen okur da safdildir.
Her iki türden yazılar yazan bir yazar da, gereksiz bir yazardır ve safdildir.

Dikkatinizi çektiyse, anlaşılma çabam yüzünden, başlıktaki meseleye getiremedim lâfı bir türlü. Edebi İrfan’dan bahsedecektim oysa.
Diyecektim ki, Sayın okuyucum, İrfan sahibi olmak yetmez.
Edebî İrfan sahibi olmak gerekir.

Tabi olarak, ‘Edebî İrfan da’ nereden çıktı? diye düşünecek orta zekâ okurum için girişecektim Edebî İrfan’ı anlatmaya.
Maksadımın hasıl olması için, önce İrfan kavramının anlamının ‘Hakikate vasıl olmayı mümkün kılan kavi hissiyat’ olduğunu söyleyecek, arkasından irfanın edebî olanının hissiyatı daha da kavîleştireceğini, hangi mesele olursa olsun kolaylıkla künhüne varabileceğini, böylece ne sıkılacağını, ne de fikrî sıkıntıya düşeceğini filan anlatacaktım.

İlim İrfan sahibi olmak için okur-yazarlığın ilk şart ancak, son şart olmadığını, edebî irfan sahibinin,  iyi şiir, kötü şiir nedir?, İyi müzik kötü müzik nedir?, İyi resim kötü resim nedir?, İyi hikaye, kötü hikaye nedir?, İyi roman, kötü roman nedir? bileceğini ve böyle bir bilincin insana muhteşem dünyaların kapılarının aralanacağını,

Birbirimizi anlamamızı kolaylaştıracağını.

Dilimizin letâfet kazanacağını, benim duçar olduğum anlaşılmak derdim yüzünden, sadede gelinceye kadar bitap düşmeyeceğimi,

Sizin de leb deyince Dilberdudağının lezzetini hissedeceğinizi filân anlatacaktım.

Öyle işte.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir