Öyle mahzun ağlamaya giden çocuklara yakılmış bir ağıt ve onun şairi İlhami Atmaca | Selçuk Küpçük | www.dunyabizim.com | 2013

Ülkücü hareket açısından da benzer bir süreç işledi. Ama ülkücülük ve yazı ilişkisinin sorunlu, yetersiz birikimi dikkate alındığında, sola oranla içeriden aynı oylumda eserlerin ortaya çıktığını söylemek pek mümkün değil. Hapishanede olup ürün yayınlayan bir iki ismin dışında kayda değer eser yok. Oysa acıları anlatılmamış bir kuşak tarihe not düşülmemiş bir öykünün kahramanları gibidir. Acılarla yüklü bir tarih içerisine bakmamıza rağmen yine de göremeyiz bu yüzden onları.
Bu acılı çocukların derin çaresizliğine tanıklık eder kitap


Hapishanede olmamalarına rağmen, yaşanan trajedinin ne anlama geldiğini fark edebilecek kadar derin duyarlılığa sahip şairlerin dışarıdan yazdıkları ise çokdaha farklı bir önem taşır. İlhami Atmaca ismini öncelikle bu açıdan önemserim.
O Çocuklar Öyle Mahzun Ağlamaya Gittiler isimli ve Mayıs 1993 yılında Şehir Yayınları tarafından basılan kitabı aynı zamanda tarihseldir de. 70’lerin bütün bir acılı tarihini tek başına taşımak ister adeta.  Bu yüzden omzuna aldığı yükün devasa hüznünü ve erken olgunlaşmak zorunda kalan çocukların kanlı gözyaşını taşır. İçeride ağır işkence tezgahlarından geçmiş, idamlar vermiş, işkencelerde katledilmiş ve gerçek devletin kıyıcı yüzüne ilk kez tanık olarak beslendiği kaynakların, sloganların bir anda kendisini terk edip gidişinin travmasını yaşamış bu acılı çocukların derin çaresizliğine tanıklık eder kitabı…

Ocak 1989’da çıkmış ve ne yazık ki artık şiir yazmayan Cemal Sayan’ın Karanlıkta Gün Yüzünüz (Gelecek Yayınları. Ankara) isimli şiir kitabından sonra, dışarıda olan ve modern Türk şiirinin geldiği teknik, tematik birikimi içselleştirebilmiş tek isimdir İlhami Atmaca.
Bir başka yazıda Cemal Sayan’ın bu kitabından da bahsetmek gerekecek. O kitap üzerine de yazmayı hep istemişimdir.

İlhami Atmaca ismini 1994 yılında, geleceğe dair müthiş politik umutlar beslediğimiz koyu bir Ankara gecesinde, şimdi yazma eylemini bırakmış bir arkadaştan öğrendim.
Ertesi sabah ilk işim bu kitabı yana yakıla aramak oldu. “Senin mutlaka bu kitabı okuman gerekli” diyordu bahsettiğim arkadaş. Ki o zamanlar, dudağı susuzluktan patlamaya başlamış bir çöl yolcusunun derin ırmaklar arayan koşusu gibi, kitaplara doğru kendimi attığım yılların başlangıcı idi.
Beni sarsan ilk önemli başucu kitaplarımı bu yıllarda okudum ve hiç bırakmadım.

(+)

İlhami Abi artık bildiğim ve hiç kaybetmediğim bir isimdi. Geriye dönük okumalarımda ona rastlamak beni daha da şaşırtıyordu. Yani bizim geleneğe ait eski dergilerde onun çizimleri gibi mesela. Ya da kapaklarını yaptığı kitaplar… İçerideki ülkücü mahkum Mehmet Karanfil’in Yusuf Yüzlüler kitabı bunlardan birisi. “Yusuf Yüzlüler” şiirini Hasan Sağındık besteleyerek müzikal anlamda da ülkücü hareket içerisinde adeta bir devrim yapmıştı. Büyük bir kapı aralamıştı bu şiire yapılmış o etkileyici bestenin yer aldığı kaset.

İlhami Atmaca o travmayı anlatan en önemli şiiri not düşmüştür tarihe

O Çocuklar Öyle Mahzun Ağlamaya Gittiler” şiirini okur okumaz ne demek istediğini anlamıştım. Bütün öyküyü biliyordum çünkü. Şiirde geçen herkesi teker teker tanıyor gibiydim adeta. Mamak’ta işkence görürken can veren mahkumun yazdığı son satırları okuyan nişanlı genç kızı, çaresiz kalan ve kahırdan fakirliğinin göstergesi kasketini sıkan babayı, gözyaşları mektupların hüzünlü cümlelerinde uçuşup giden ve saçları bir gecede aklaşmış anaları, ellerini ağlamaktan kana bulanmış gözlerine kapayan kız kardeşleri… Bu, 12 Eylül 1980 sabahı başlayan ve yıllarca sürecek olan trajik öykünün ilk sahnesidir. Ellerinden, öylece mahzun ağlamaya gitmekten başkaca bir şey gelmeyen çocukların öyküsü:

“Duy ey baharı bağrında taşıyan çiçek
İnanır olmuştum artık solmayacağına
O çocuklar öyle mahzun ağlamaya gittiler
Azgın canavarlarla artık kimler pençeleşecek…”

Kitaba ismini veren şiir tam 1980 yılında yazılmış. Öykünün başlangıcında. Yaşadıklarına anlam veremeyen, tanımlayamayan, travmasının nasıl onarılacağı hususunda çıkış kapıları bulamayan ve bu yüzden ağlamaktan başkaca ellerinden, gözlerinden başka bir şey gelmeyen bu acılı çocukları zaten Mamak’ta daha ilk celsede kurmay kadrosu terk etmişti. Çünkü onlara göre fikirleri iktidarda, kendileri bir yanlışlık(!) olarak hapistedir. Devlet er geç bu yanlışı anlayacaktır hiç kuşkusuz!

Devletle ilişkisi bütünüyle kutsallar üzerinden salt sloganlar ile kurgulanmış bu kuşak için yaşadıklarını anlamlandırmak ise epey güçtü. Daha dün kendisi için sokaklardaki, meydanlardaki bu çocuklar, şimdi birdenbire “vatan haini”, “anarşist” olmuşlardır. Devleti, ağabeylerin yakası kalkık paltoları ve çengel bıyıklarının arasından dökülen bir iki sloganla ancak tanıyabilen çocuklar için yaşananlar büyük bir travmadır bu yüzden. Bu yüzden mahzundurlar, bu yüzden çaresizdirler, bu yüzden sadece ağlamaya gidebilirler. Artık gidecek başka bir yer kalmamıştır çünkü. İlhami Atmaca bunu anlatan en önemli şiiri not düşmüştür tarihe.
Kendileri için söylenmiş ve yakılmış bu tek ağıdı duyamayacakları kadar…

Ondan sonra da, mahzun şekilde ağlamaya giden bu çocukları kimse arayıp sormamıştır. 10 yıl cezaevlerinin soğuk, rutubetli hücrelerinde kalırlar. Ömürlerinin en verimli çağlarını işkencehanelerde, sorguevlerinde, mazgal deliklerinde, parmaklıklarda, kafalarına inen dipçiklerde ve darağaçlarında bırakırlar. 90’ların başında şartlı tahliye ile çıktıkları dünya ise onların tanıdığı bir dünya değildir artık. Uyum sağlamakta çok güçlük çekerler. Kimi uyum sağlayamaz zaten. Bunu anlatmak uzun hikâye…

O Çocuklar Öyle Mahzun Ağlamaya Gittiler’in çok çarpıcı bir kapağı vardır. Dar ve yağmurdan yeni çıkmış, ıslak bir sokak. Evlerin kapıları, pencereleri kapalı. Uzaklar sis yüklü. Hiç kimse kalmamış ve sanki herkes ağlamaya gitmiş gibi… Bu kapak beni çok etkilemişti. Çok hüzünlü bir kapak taşır. Tıpkı öyküsünü anlattığı çocuklar gibi…

Zaman sonra ben o çocukların, hayatın ortasında nasıl savrulduklarını bu sefer kendi gözyaşlarım ile izledim. Nasıl kaybolup gittiklerini… Edilmiş büyük sözlerin nasıl onları terk ettiklerini… Ya da ne bileyim, onların bu sözleri terk edişlerini… Anlatmak istemediğim ve anlatmayacağım, onlara ilişkin bu sefer benim büyük hayal kırıklıklarımı…

Müzik ile yoğun uğraştığım 90’larda bestelemeyi arzuladığım ve besteleyebilmek için yıllarca beklediğim “O Çocuklar Öyle Mahzun Ağlamaya Gittiler”i ikinci kasetim Kurutulmuş Gül Mevsimi’nde okudum. O çocukların bundan hiç haberi olmadı. Hiç merak etmediler. Hayatın içerisine öyle akıp gittiler ki, kalabalıklar arasından onları seçemez oldum sanki. Uzaklara, dar ve yağmurdan yeni çıkmış, ıslak sokakların ucuna bakıp hep onların geri gelmesini bekledim. Ama dönmediler. Kendileri için söylenmiş ve yakılmış bu tek ağıdı duyamayacakları kadar çok uzaklara gittiler.

(+)

Kitabın arka kapağında Hakan Albayrak’ın İlhami Abi için yazdığı kısa bir metin vardır. Şöyle : “Asfaltın ortasında görkemli bir ateş gördüm.

“Alevler göğü yalıyor, yıldızlar şehvetle inliyor.
Krallara gülmekten ölüyordu bir soytarı.
Danset İlhami… Aşkımız için!..”

Hepimiz farklı öykülerden gelerek bir aşk taşıdık. İlhami Abi’nin taşıdığı aşkı yakından tanıdım. O aşkın ateşine sürdüm elimi. Elim feci yandı. Yıllardan beni yanmış bu elle, mahzun şekilde ağlamaya giden o çocukların gelişlerini bekledim. Gelmeyeceklerini bildiğim halde. Bekledim.

İçimde onlarca hayal kırıklığı ile…

……..
Kaynak: http://www.dunyabizim.com/ilhami-atmaca/13788/o-siirde-gecen-herkesi-taniyordum-adeta

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir