Daniska dangalaklık

Resme olan ilgim yükselmeye başladığında, gerçek ile ezberimdeki biçimlerin birbirinden farklı olduğunu keşfettim.
Bunun tam olarak nasıl olduğunu anlamanıza yardım edeyim.

Size, bir ağaç resmi çizin desem, yüzde doksan dokuzunuz, pamuk şekere benzeyen bir şekil çizecek.
Bir ev çizmenizi istesem, yine, yüzde doksan dokuzunuz bir kare çizip, üzerine bir üçgen oturtup, iki pencere, bir kapı çizmeyi ihmal etmeyecek.
İstisnai olarak, dallı, yapraklı ağaç çizenleriniz de olacak.
Ve muhtemel ki, bu türden ağaç çizenlerin resmi de aşağı yukarı birbirine benzeyecekti.
Hangi tür ağaç çizdiğinizi sorsam, eminim bir cevabınız da olmayacak.
Resim derslerinde, gevezelik yaparken ve bu misâlleri kesinlikle veriyorum.
Şimdiye kadar, hiç bir öğrencim, ‘ne tür bir ağaç çizmemizi istiyorsun?’ yahut ‘ne tür bir ev çizmemizi istiyorsun’ diye sormadı.
Çizimlerinizin başarılı olduğunu kabul edeyim.
Çizdiğiniz ağacın tabiatta bulunan ağaç formu ile ilgisi olmayacağı muhakkak.
Resminizi tabiattaki ağaçlarla kıyasladığınızda, gerçek ağaçların, çizdiğiniz ağaçlar kadar düzgün formlarda olmadığını göreceksiniz.
Eğri büğrü, geometrisi bozuk gövdeler, karmaşık dallar, sık veya seyrek yapraklar. Kalın yahut incecik gövdeler.
Lâfı nereye vardıracağımı merak ettiğiniz değil mi?
Zihnimize, aklımıza, zekâmıza ve algılayışımıza ve hatta önyargımıza elbette.
Teoride hepimiz, istisnasız birer mükemmeliyetçiyiz. Hiç şüphesiz, pratikte de öyleyiz. Zahmet edip, küçük bir gözlem yapmak yerine, zihnimizdeki mükemmel ağaç imgesini çizmeğe çalışırız. Kafamızı kaldırıp bir ağaca bakmak işimize gelmez.
Zaten biliyoruzdur. Bir çok meseleye de aynen böyle bakarız.
Herkesi anlıyoruzdur ve herkes hakkında bir fikrimiz vardır.
Erkekler, kadınlar, çocuklar.
İnsan değil mi? Biri ötekinden ne kadar farklı olabilir ki?
Öyle midir peki?
Şayet, bir orman çizmenizi isteseydim. Birbirinin benzeri onlarca pamuk şekeri biçimli ağaçlar çizecektiniz.
Yanlış mı?
Bunun, insanlara ve topluma bakışınızdan inanın bir farkı yok.
İnsanları kategorize ederken ki seçiciliğinizi bir kontrolden geçirin isterseniz.
İnsafsızca kökenci, köktenci ve totalci bir bakışınızın olduğunu göreceksiniz.
Sözgelişi, bir çoğunuzun zihinsel özürlüleri iletişim güçlüğünden naşi bir yana, dost ve ahbap, hatta kanka olduğunuz fiziksel özürlü bir arkadaşı olmadığına kalıbımı basarım.
Amacım kimseyi tahkir etmek değil.
Nüfusumuzun %12.9’unun (10 milyonu aşar) fiziksel engelli olduğu realitesini göz önüne alarak soruyorum:
“Fiziksel özrü olan en az bir arkadaşınız olmaması sizce normal mi?”
Bütün bunların bizim esrarengiz fıtratımızla bir alâkasının olduğu muhakkak.
Neye bakarsak bakalım, bir şuur ile değil, bir ezber ile bakıyoruz.
Anamızdan, babamızdan, okullardan, vehmimizden, ve terakkimize mani olan alışkanlıklarımızdan edindiğimiz ezberle.
Hayatı, iletişim kurduğumuz her şeyi o ezber ile yaşıyor, doğrulamaya girişiyoruz.
‘Anlamaya girişiyoruz’ demedim.
Anlamı ıskalıyoruz. Ezberimizdeki ağaç imgesi yüzünden ağacın kendisini ıskaladığınız gibi.
Anlamı ıskalamamak, feraset, ilgi, bilgi, erdem, merhamet, adalet ve akletmek gibi meziyetlere sahip olmaklığa bakıyor.
İnsanın kusursuzluk ezberi (vehmi de diyebiliriz), kusurun tâ kendisidir.

Altının optimum kıymeti, başka madenlerin de varlığına bağlıdır.
Gümüş, bakır, demir ve bunların kıymetinden haberdar sarrafa.

Altının kıymetini altından bilmek, dangalaklığın daniskası yani.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir